BÖLÜM ÜÇ
TUHAF EV EDDİE’NİN BACAĞINI
İYİLEŞTİRİYOR
Evi yeni görmüş gibi duran Eddie’nin şaşkınlığı bir an olsun kesilmedi. Gerçi benim de hiç kesilmiyordu. Üstelik şaşkınlığımı daha da artıran şeyler de vardı: Eddie’nin evi yeni görmesi, müdürümüzün bir sentor olması.
Bu şaşkınlıklar içinde arabadan inmeyi becerebildim oysa Eddie hala arabadan inmemişti ve eve bakıyordu. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
-“Beni takip edin. Sizi eve götüreceğim ve acele etsek iyi olur zamanımız azalıyor. Eddie için son şansımız.”dedi müdür, biraz endişeli duruyordu.
Endişesinin nedenini anlayamadım. Eddie ise oldukça neşeli gözüküyordu, bir dakika, neşeli uygun kelime değil; heyecanlıydı.
Müdür ile yolu yürüdük. Göründüğünden hayli uzundu. Arabanın oradan 20 metre falan gözüküyordu ama sanki kilometrelerce yürümüşüm gibi hissediyordum kendimi, derken köşkün kapısına geldik.
Kapı oldukça büyüktü. Yüksekliği 20 metre vardır diye düşünüyorum, genişliğinin de 5 metre.
Müdürümüz cebinden yarım metrelik bir anahtar çıkardı, o şeyin cebine nasıl sığdığını bilmiyordum.
Müdür cebinden çıkardığı anahtarı kapının anahtar deliğine soktu. Kapının büyük bir gıcırtıyla açılacağını sanmıştım ama onun yerine hafif ve tuhaf bir ses çıkararak açıldı, böyle bir ses daha önce duymamıştım o yüzden sadece “tuhaf” diye tanımlayabiliyordum.
Kapı açılınca birçok tuhaf şeyle karşılaştım; Uçan maymunlar, birkaç pegasus, bir minotor*, oklarıyla gezen birkaç kız gördüm (neredeyse benden küçüklerdi),ve 10-15 tane sentor ve adını bilmediğim bir sürü yaratık.
Çok tuhaf bir yerdi burası. Ana salonda olabiliriz diye düşündüm. Ana salondaydık, evet evet kesinlikle ana salondaydık. Bizi ana salondan ayıran 2 merdiven ve en az otuz kapı vardı. Sonra Eddie’e “Hayal mi görüyoruz?”sormak için baktım ama Eddie’i göremedim. Bir dakika Eddie de müdür’de ortalıkta yoktu!!! “Hayır! ”diye bağıracaktım etrafımdaki okçu kızlarından biri oklarından birini bana attı, ok zehirliydi çünkü 1 saniye sonra bayıldım.
Uyandığımda nerede olduğumu hatırlamak zaman aldı, bir-iki dakika falan.
Tuhaf ve bakanın eski olacağını sanacağı ama yeni olan bir yatağın üstünde duruyordum. Pardon galiba bir ranzanın üst bölümünde duruyordum. Altında Eddie’nin olacağını düşündüm ve ranza’nın altına baktım ama kimseyi göremedim. Ama çarşafların şekli yatakta birinin yattığını gösteriyordu. Sonra etrafıma baktım, yetimhanenin üç katı boyunda bir odanın içinde duruyordum. Duvar’da bir geyik başı, en az 30 çerçeve duruyordu. Halı çok büyük ve güzeldi. Evet, düşünebileceğinizden de daha güzel. Aslında oda da öyleydi; çok güzel!
Bu arada kapı iğrenç bir gıcırtıyla açıldı. Giren Eddie’ydi ama bacağı sakat değildi. Bana dedi ki:
-“Merhaba Jack burayı çok sevdim.”
Bu evde bir sihir olmuştu ki biricik arkadaşımın bacağını iyileştirmişti.
Minotor: Öküzü andıran güçlü kolları ile yunan mitolojisindeki efsanevi canavar.