BÖLÜM DÖRT
BURASI KESİNLİKLE ÇOK TUHAF BİR YER
Burası benim tam olarak güvenimi kazanamamıştı. En iyi arkadaşım olan Eddie’nin en büyük dileğini gerçekleştirmişti. Pardon sahih biz birer yetimiz. İkimizin de en büyük dileği normal bir çocuk olmak.
Eddie bana bakışıyla bir şey anlatmak istiyor gibiydi. Ama ona ne olduğunu soracaktım ilk önce.
-“Bacağının iyileşmesine ne kadar sevindim bilemezsin ama nasıl oldu bu?” diye sordum.
-“Tam olarak ben de bilmiyorum ama gördüklerimi anlatayım: Ben de senin gibi bayıldım ama anlaşılan senden erken ayıldım ve etrafımda bizim müdür de dâhil tam olarak 4 sentor vardı. İlk başta korkmuştum. Ama sonra bizim müdür samimi bir sesle” Sakın korkma Eddie, bize güvenebilirsiniz. Şimdi seninle yapacağımız işi kolaylaştırmak için bacağını iyileştireceğiz.” dedi. Sonra anlayamadığım dilde bir şey söylediler. Anlaşılan büyüydü ki bacağımdaki bandajlar çıktı. Bir tuhaflık hissettim o an. Bacağıma zorlanarak baktım. Başımı kaldırmak zor gelmişti ama bacağım, bacağımla koşturup oynayasım geliyordu. O sırada sentorlardan biri “ryossa” dedi ve biraz güçten düştü. Ben ise bayıldım. Hatırladıklarım bu kadar Jack.” dedi Eddie.
Bu çok tuhaf diye düşündüm. Buradaki çoğu şey gerçek dünyada yoktu ya da çok az bulunuyordu. Ama burada sayısı az olan tek şeyler teknolojik şeyler. Perili Köşk’e girerken biraz görmüştüm - ki bunların bir halisilasyon olup olmadığını bilmiyorum; 1990 model televizyon ve Charlie Chaplin filminde gördüğüm radyolardan birkaç tane.
-“Şaşırtıcı.” dedi Eddie bilmiş bir konuşma tarzıyla“Çok şaşırtıcı! ”.
-“Haklısın dostum, bu işler çok şaşırtıcı” dedim ben de alay olsun diye bilmiş bir tarzla.
Tam o sırada kapı açıldı. Giren kızı daha önce görmemiştim. Ya da görmüştüm. Evet evet görmüştüm. Bana ok atan kızlardan biriydi, eminim. Bize baktı ve dedi ki:
-“Perili Köşk’e hoş geldiniz. Jack, umarım burayı beğenmişsindir. (biraz duraklama) Hisleri anlıyorum. Hem de çok iyi.
Düşüncelerimi mi okuyor bu kız? Tam ona bunun doğru olup olmadığını soracaktım ki konuşmaya devam etti:
-“ Ve sen Eddie… Bacağını iyileştirdik çünkü bize lazım olacak. Size sadece şunu söyleyebilirim. Nihayet sizi bulabildiğimize çok mutluyuz.
Ne? Ne diyor bu kız? Bizi mi arıyorlarmış? Neden? Biz neredeyiz ve sayılamayacak kadar çok soru daha. Çok meraklanmıştım. Ve itiraf etmeliyim ki, biraz da heyecanlanmıştım.
Kız bize” Beni takip edin.” dedi. Biz de onu takip ettik. Eddie bana bakıp sanki zorlanacağım diye düşündü herhalde ama sonra “Ha, sahi!” dedi ve yüzü ufak bir gülücükle aydınlandı.
Kapıyı açtı. Bir balkona çıktık. Bir dakika Eddie’nin ve kızın girdiği kapı da buydu, hatta odadaki tek kapı buydu! Eddie yüzünü bana çevirerek sessizce “Bu olamaz! Ben bu kapıdan girmiştim. Balkon malkon yoktu, bu olamaz!” Galiba fazla ses yapmıştık ki yanımızdaki kız bize güzel gözleriyle baktı. Eddie’nin dikkati yeni konuya yöneldi. Hemen doğruldu. Kız dedi ki:
Susun! Biz törendeyiz, anne babanız sizin geldiğini duyunca yüzyıllar ardından buraya geldi.
Ne bu nasıl olur. Eddie’yle benim ailem mi? Bu nasıl olur? Üstelik dediğini duydunuz mu? Yüzyıllar ardından dedi. Anne babamız bu kadar yaşlı olamaz. İlk geldiklerinde de demek ki çocuk değildiler anlaşılan. Dayanamayıp sordum:
-“Kaç yüzyıl oldu?” Kız yüzünü azcık bozarak cevapladı:
-“ 600 yıl” dedi, şaşkınlıktan ağzımızı bile açamadık.
Bu arada diğer adamlar sanki bir şey çıkacakmış gibi 20 metrelik kapıya bakıyorlardı. Başka bir balkondan, başında şapka olan bir sentor:
-“Şapkalar hazır, 10-9-8-7-6…2-1!” diyerek kendi şapkasını havaya attı. Onunla birlikte bütün yaratıklar. Ve kapı sessizce açıldı. Dev bir uçan halının üzerinde beş kişi duruyordu.
-“ Bunlar aileniz” dedi kız.
Eddie ile ben tam olarak aynı anda olamasa da “Ailem…” dedik.